AVRUPA BİRLİĞİ VE SON VERGİ REFORMLARI

Bu makalenin amacı, Avrupa Birliğine (AB) üye ülke vergi sistemlerinde son yıllarda gerçekleştirilen vergi reformlarını değerlendirmek ve Türk vergi reform önerilerinin bu reformlarla olan tutarlılığını sorgulamaktır. Bilindiği üzere bir ülkede vergi reformu; vergi sisteminin bir bütün olarak kalitesinin artırılması anlamına gelmektedir. Vergi sisteminin kalitesini ölçen ögeler; etkinlik, adalet ve güçlü bir vergi yönetim ve uyumudur Bir başka deyimle bir ülkede yapılacak vergi reformlarının o ülkede alınan vergilerin temel unsurları ve vergileme süreçlerinin etkinlik, adalet ve vergiye uyum açısından iyileştirilmesini hedeflemesi gerekir. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için merkezi ve yerel vergilemede somut sonuç verecek önlemlerin yürürlüğe sokulması gerekmektedir. Makale iki bölümden oluşacaktır. Birinci bölümde 2014-2015 döneminde AB ülkelerinde gerçekleştirilen son vergi reformları hakkında özet bilgi verilecektir. İkinci bölüm resmi belgelere dayanarak aynı dönem itibariyle Türkiye’deki vergi reform önerilerinin tartışılmasına ayrılmıştır.

AB ÜLKELERİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN SON VERGİ REFORMLARI
1. Bu reform hareketleri genel olarak vergi sistemlerinde sistemin kalitesini artıracak biçimde etkinlik amacına ulaşmayı ve kayıt dışı ekonomiyle savaşmayı amaçlamaktadır. AB ülkelerinin bu amaçlarla söz edilen dönemde gerçekleştirdikleri vergi reformlarını iki başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi, ücretlerin gelir vergisi ve sosyal güvenlik vergi yükünü hafifletmektir. Bu tür bir reform, emek ve büyüme dostu (labor/growth friendly) vergileme olarak adlandırılmaktadır. İkinci reform alanı emek vergi yükündeki indirimi başka vergilere kaydırarak, vergi idaresini güçlendirerek vergi tabanını genişletme (basebroadening) çabalarıdır. Somut olarak gerçekleştirilen reformlar şöylece özetlenebilir.
 2.1. Ücretlerin Vergi Yükünün Hafifletilmesi.
 Emek üzerindeki vergi yükü, sosyal güvenlik işveren payı da dâhil ücret üzerindeki tüm yükümlülüklerin toplamının milli gelir içindeki ücret ödemelerine olan oranı olarak tanımlanmaktadır.2 Ücretlerin vergi yükünü düşürme gereği yalnızca yük ağırlığından ileri gelmemekle bunun yanı sıra faal olmayan işgücü tuzağı (inactivity trap) ile işsizlik tuzağına (unemployment trap) yakalanmaktan kaynaklanmaktadır.3 Kalifiye olmayan işgücü işsizliğinin yüksekliği de bir başka etkendir. Emek üzerinden alınan vergi ve yükümlülüklerin hafifletilmesi gereği, mali disiplinin sürdürülebilirliği (fiscal sustainability) gereğini yaşayan ülkelerde güçleşmektedir. Bir ülkenin mali disiplinin sürdürebilirliğini belirleyen başlıca etkenler ise toplam vergi yükü (toplam vergiler/GSYH oranı) ile kamu borç sürdürebilirlik göstergesidir.4 Vergi yükleri AB ortalamasının altında olmakla birlikte, vergi gelirlerini, yukarıda saydığımız etkinlik açısından en az derecede zararlı ve saptırıcı kabul edilen vergilerden sayılan tüketim, emlak ve veraset vergileri ile artırma potansiyeli bulunan ülkelerin mali disiplinlerini sağlamaları mümkündür. Hırvatistan, İrlanda, Portekiz ve Slovenya bu kategoride sayılmaktadır. İngiltere gibi kimi AB ülkelerinde ise hem toplam vergi düzeyleri ortalamanın altındadır hem de sayılan vergilerle telafi etme konusundaki gayretleri sınırlıdır. Öte yandan toplam vergi yükü ortalamadan yüksek olan ülkelerin bu yük kaydırmasını yapmaları daha kolaydır. Vergi yükü düzeyi dışında kamu borç yükü düzeyi de, bir ülkenin mali disiplini ve dolayısıyla emek vergi yükünü düşürme seçeneğini kullanması üzerinde etkisi bulunmaktadır. Vergi yükü düşük olan ülkelerden Yunanistan bu konuda en büyük risk altındadır.5 Toplam vergi yükü yüksek olmakla birlikte borç düzeyleri dolayısıyla yüksek risk grubunda olan Belçika, Fransa, İtalya ve Finlandiya gibi AB ülkelerinde emek vergi yükünü düşürmek güçleşmektedir.

2014-2015 döneminde ücretlilerin vergi yükünü azaltan ülkeler; Belçika, Bulgaristan, Estonya, Fransa, Hırvatistan, İngiltere, İrlanda, İtalya, Malta ve Slovakya’dır. Bu ülkeler düşük ücretlilerinin vergi yükünü ya en az geçim indirimini artırarak, sosyal güvenlik primini düşürerek ya da asgari ücretlinin vergiye tabi ilk gelir vergisi dilim oranını sıfırlayarak gerçekleştirmişlerdir. Avusturya, Fransa, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler gelir vergisinin artan oranlı yapısını artırmak amacıyla düşük ücretlilerin vergi yükünü düşürürken yüksek ücret geliri elde edenlerin vergi yükünü artırmışlardır. Düz oranlı (flat rate) gelir vergisi uygulayan Letonya, Macaristan ve Romanya ücretlilerin vergi yükünün düşürülmesinde sosyal güvenlik primlerinin indirimi yapmıştır. Bu uygulamalardan anlaşılmaktadır ki hangi mali kapasitede olurlarsa olsunlar ve hangi sınırlamalarla karşı karşıya kalırlarsa kalsınlar AB ülkelerinin büyük bir bölümü ücretlilerin vergi yükünü hafifletmek adına çeşitli düzenlemeleri yürürlüğe koymuş bulunmaktadır.7 Çıkış noktası olan emek dostu bu vergi reformundan sonra bu yük hafifletilmesini telafi etmek amacıyla geliştirilen vergi tabanının genişletilmesi konusundaki uygulamaları açıklamaya başlıyoruz. Ücret vergi yükünü düşürmek ihtiyacında olan ülkeler başka vergilere yükü kaydırma potansiyelini de araştırmaktadır.

2.2. Vergi Tabanlarının Genişletilmesi
 Vergi potansiyeli bulunan, etkinlik kaybına ya da büyümeye en az zarar verecek nitelikteki vergi türlerinde vergi tabanının ya da konusunun genişletilmesi vergi reformunun ikinci ayağını oluşturmaktadır. Taban genişletilmesi ile KDV gibi genel tüketim vergisi ile özel tüketim vergisi, emlak vergisi, çevre vergisi ve vergi teşvik ve harcamalarını gözden geçirerek bu kaynakların hasılat artırıcı yönünü güçlendirmek amaçlanmaktadır.
2.2.1. KDV Konu Genişletilmesi. 
KDV, AB ülkelerinde dolaylı vergilerin üçte ikisi ilâ dörtte üçünü oluşturmaktadır. Buna rağmen AB ülkelerinin KDV sistemlerinde yer alan indirimli oranlar, istisna ve muafiyetler sonucu potansiyel vergi hasılatına8 ulaşılamamaktadır. İndirimli oranların ve istisnaların azaltılması ve kaldırılması, ekonomik sapmaları ve uyum maliyetlerini azaltarak vergi gelirlerinde artışa yol açacaktır. KDV konusunda yapılacak konu genişletmesi reformları arasında telekomünikasyon, iletişim ve elektronik hizmetlerde varış ilkesinin (destination principle) uygulanması da yer almaktadır. 1.1.2015 öncesi özellikle teşvik amaçlı olarak elektronik ticaret yapan iletişim hizmetlerini sunan işletmeler hangi ülkede merkezleri varsa söz konusu hizmetlere ilgili ülkenin KDV oranları uygulanmaktaydı. İşletmeler bu yüzden KDV oranı düşük olan ülkelerde merkezlerini kurmakta ve vergileri düşük olarak ödemekteydi. 2015 sonrası bu hizmet sektörlerinde, tüketimin yapıldığı ülkeler vergi alma yetkisine kavuşmuş bu da KDV vergi potansiyellerini artırmıştır. Telekomünikasyon hizmetlerindeki indirimli ve tercihli KDV uygulamasına son verilmesi de konu genişletilmesinin yöntemlerinden biri olarak sayılmaktadır. İngiltere, İspanya, İtalya, Polonya ve Yunanistan’ın bu konuda taban genişletme potansiyelleri bulunduğu tespit edilmiştir. AB üye ülkelerin elektrik, doğal gaz ve yakacak maddelerinde indirimli KDV uygulama olanağı sağlamaktadır.9 Enerji maliyetlerinin ve fiyatlarının düşüşü üretim maliyetlerini düşürmekle birlikte bu avantajlı oran yapısının gelir dağılımı yönünden yararları ise oldukça tartışmalıdır. Enerji fiyatlarındaki indirimli KDV’nden vazgeçilmesi de Fransa, İtalya, İrlanda, Lüksemburg ve İngiltere gibi ülkelerce düşünülmektedir. AB ülkelerinde kurumların çalışanlarının istifadesine sunduğu şirket motorlu araçlarına ilişkin kısmi KDV indiriminin kaldırılması kongenişletilmesi yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Belçika, Estonya, İrlanda ve Letonya gibi ülkelerin tanıdığı bu vergi avantajının kaldırılmasının KDV hasılat artışına makul ölçüde de olsa katkı yapacağı düşünülmüştür.2.2.2 Emlak Vergisinde Teşviklerin Kaldırılması ve Rayiç Değer Uygulaması. Konu ya da taban genişletilmesinde emlak vergisinin kullanılması da bir alternatif olarak AB gündemindedir. AB ortalaması olarak % 1,5 u geçmeyen emlak vergisi, teorik olarak iktisadi büyümeye en az zararlı vergi kategorisinde kabul edilmektedir. Yıllık emlak vergilerinin yanı sıra emlak işlemlerinden alınan vergilerde konu genişletilmesi, emlakin rayiç değeri üzerinden vergi alınması ile mümkün görülmektedir. Almanya, Avusturya, Belçika, Estonya Fransa, İngiltere, İtalya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Lüksemburg ve Yunanistan emlak rayiç değerlerini yeniden değerlemeye tabi tutmayan ve güncellemeyen ülkeler grubundadır. AB’nde emlak vergileri hasılatı oldukça düşük olmakla birlikte özellikle ilk konut alışında alınan emlak işlem vergileri % 10’u aşan İngiltere ve Belçika gibi ülkeler de mevcuttur. Konut vergilerinin vergi reformu konusunda potansiyel oluşturmasının nedenleri olarak, mülk sahibinin bizzat oturduğu evlerin emsal kira bedeli ile konut kredi faizlerinin vergi dışı kalması da sayılmaktadır. Bu teşvikler, konutlarda kullanıcı maliyetini düşürmekte ve konut fiyatlarının artışına yol açmaktadır. Gelirin yeniden dağılımı amacıyla yapılan bu taban daraltmalarından vaz geçilmesi, etkinlik açısından, emek vergi yükünün azaltılmasının hasılat üzerindeki olumsuz etkisini telafi edecektir.
 2.2.3. Kurumlar Vergisinde Borç Yanlı Sermaye Yapısını Önleyici Düzenlemeler.
 Taban genişletilmesinin seçeneklerinden bir diğeri de zayıf öz sermaye yapısına sahip (thin capitalised) ve finansman yapısında borçlanmaya ağırlık veren (debt biased) kurumlarda vergi matrahından düşülen borç faizlerine sınırlama getirilmesidir. AB ülkelerinin büyük çoğunluğunda bu taban genişletme yöntemi benimsenmiş görünmektedir. Bu sınırlama, borç faizlerinin indirilme koşulları değiştirilerek de sağlanabilmektedir. Uç bir öneri olarak faizlerin vergi matrahından düşülmesinin tamamen önlenmesi gerektiği de savunulmaktadır. Kapsamlı kurumlar vergisi (comprehensive business income tax) önerisi olarak adlandırılan bu sistemde borç ya da özsermaye finansmanı arasındaki asimetri ortadan kaldırılmaktadır. Bu asimetriyi ortadan kaldırmanın bir başka yöntemi de kârların faiz ödemeleri sonucu düşürülmesini önleyen kurallardır.(earning stripping rules). Bu kurala göre kurumların borç faizlerini vergi matrahından düşebilmeleri, işletmenin kârlılık düzeyine bağlanmıştır. Öz sermayeye emsal faiz (notional interest) yürütülmesi de (allowance corporate equity) borç ağırlıklı bir finansman yapısını ortadan kaldıran bir yöntem olarak önerilmektedir.
2.2.4. Finansal İşlem Vergileri Önerisi.
 KDV dışında tutulan bankacılık kesiminin bir finansal işlem vergisine tabi tutulması, vergi reform paketi içinde taban genişletilmesi aracı olarak önerilmektedir. Kurumların finansman yapısının borç yanlı oluşunun finansal istikrar üzerinde olumsuz etki yapması olası görünmektedir. Yeni bankacılık krizlerinin önlenmesi için finansal faaliyetlerin ya da işlemlerin vergilendirilmesi ve bankacılık kesiminin herhangi bir kriz halinde devlet düzenleme ve denetleme görevinin maliyetlerine katlanması öngörülmüştür. Böylece bankaların, kurumların finansmanında faizlerin vergi matrahından düşülme avantajını kullanmada aşırıya kaçmasını ve kredi patlamasını önlemek amaçlanmaktadır. Bu yönüyle de finansal işlem vergilerine dışsallıkları önleyici ve düzeltici vergiler olarak da bakılmaktadır.
2.2.5. Vergi Harcamaları ve Teşviklerinin Azaltılması.
Vergi taban darlığında AB ülkelerinin vergi sistemlerinde yoğun biçimde yer verdikleri vergi harcamalarının da (tax expenditures) katkısı büyüktür. Dolayısıyla emek vergi yükünün düşürülmesini taban genişletme yoluyla telafi reformunda ekonomik ve sosyal amaçlarla tanınan vergi avantajlarının gözden geçirilmesi gereği, genel kabul görmüş bulunmaktadır. Vergi harcamaları reformunda konu başlıkları; emekli fon gelirlerine, konut sahiplerine tanınan vergi muafiyet ve istisnalardır. Bir başka önemli vergi harcaması ise Ar-Ge teşvikleridir. Ar-Ge vergi teşviklerinin teknolojik yatırımlar üzerindeki etkisini araştıran çalışmalar, bu teşviklerin teknolojik buluşlar üzerine olumlu etki yaptığını ancak kurumların yatırım verimliliğinin artışına yaptığı katkının ölçülmesinde anlamlı sonuç vermediğini ortaya koymuştur. Yapılan çalışmalar iyi bir Ar-Ge vergi teşvikinin girdi odaklı olmasını savunmakta ve vergi reform stratejisinde iyi tasarlanmış vergi teşviklerinin iktisadi büyüme üzerinde olumlu etkisinin olacağı savunulmaktadır.
2.2.6. Vergi Uyum ve Yönetiminin Güçlendirilmesi.
 AB vergi reformlarında vergi uyumunun güçlendirilmesi ve vergi yönetim etkinliğinin artırılması da bir yük kaydırma ve taban genişletme yöntemi olarak benimsenmiştir. Vergi uyumsuzluğunun ve vergi yönetim başarısızlığının başlıca göstergeleri, vergiden kaçınma ve vergi kaçakçılığıdır. Küreselleşen dünyada vergiden kaçınma ve vergi kaçakçılığı uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Bu yüzden AB ülkeleri bu uyumsuzluğu bireysel vergi politikaları ile çözme konusunda başarısız olduklarını kabul etmişlerdir. Bir uluslararası işbirliği kaçınılmaz görünmektedir. AB ülkeleri vergi uyumsuzluğu göstergelerinin genel olarak kayıt dışı ekonominin büyüklüğü ve KDV açığı ile ölçüldüğü kanaatindedir. AB içinde en büyük kayıt dışı ya da vergi dışı ekonomik büyüklük % 21,5 ile Romanya’ya aittir. AB üyesi eski sosyalist ülkelerden Litvanya, Slovakya, Polonya, Letonya, Bulgaristan ve Estonya kayıt dışında sırasıyla % olarak 18,9, 15,6, 15,4, 13,6, 13,4 ve 11,2 olarak bu ülkeyi izlemektedir. Bu konuda gelişmiş ülkeler içinde en aykırı örnek % 17,5 ile İtalya’dır. Kayıt dışı ekonomileri büyük olan ülkelerin KDV hasılat açıkları da aynı ölçüde yüksektir.
AB ülkeleri vergiden kaçınma ve vergi kaçakçılığı ile savaş programı çerçevesinde iki önlem paketini yürürlüğe koymuştur. Bunlardan birincisi G-20 ve OECD onaylı olarak ülkeler arasında özellikle banka hesapları ile ilgili olarak otomatik bilgi değişimi, ikincisi ise vergi matrah erozyonunu ve ülkeler arası kurum kazancı kaydırmalarını önleme girişimidir. (Base Erosion and Profit Shifting (BEPS) Initiative) Birinci program, bir üye ülkede mukim kişi ve kurumların yurtdışında elde ettikleri gelir ve kazançların kavranmasını kolaylaştırmaktadır. İkincisi ise transfer fiyatlama kurallarına koşut olarak geliştirilen ve çok uluslu kurumların yerli

Yorumlar